Anlamını Yitirmiş Tutkular…-Hikmet ÇETİNKAYA

Anlamını Yitirmiş Tutkular…

16 Nisan 2011 Cumartesi 06:31

İlkyaz sürgün veriyor… Güneş göz kırpıyor… Başımın üzerinden bulutlar geçiyor…

Birden soruyorum kendi kendime:

Nasıl çoğalır umutlarımız?

Kırlangıç öpüşleri size neyi anlatır?

Kayısı dalında açan çiçek, ıhlamur ağaçlarının yalnızlığı bir aşk masalı mıdır?

Bir çocuğun gülüşü, bir kadın duyarlığı, bir iç çekiş nedir?

Anlamını yitirmiş tutkular, sevinçler, acılar, hüzünler… Cezaevinde yatan insanlar…

Yıllar önce yine “ilkbahar”ı anlatmışım…

Sesimiz çoğalacak evrende…

Gökyüzünü kuşatan çanlar çalmayacak.

Gardiyanlar bıyıklarını burup kırbaçlarını şaklatmayıp, demir sürgüleri üzerimize çekmeyecek…

Çiçekler solmayacak, mavi gök siyaha meydan okuyacak… Umut Kafdağının ardına saklanmayacak…

Ben zaman zaman böyle düşler kurarım…

Bilirim hiçbiri gerçekleşmeyecek.

Bilirim ama yine de yazarım.

***

Çevre üzerine de yazarım, yaşam üzerine de, aşk üzerine de… Kimi zaman Dalyan’dan, Köyceğiz’den, Muğladan seslenirim çığlık çığlığa… Gökova Körfezi’nin kıyısında dalgaları seyrederken düşünürüm.

2003 yılının Haziran ayının Türkiye’nin akarsuları için bir dönüm noktası olduğunu kaç kez yazdığımı, doğa katliamının ne olduğunu anlatırım ama kimse dinlemez.

Bu ülkenin Çevre ve Orman Bakanı görmez…

Oysa doğa katliamı, verilen maden arama lisansları, milyonlarca dolarlık vurgun vardır ortada.

Kimse umursamaz!

Yuvarlakçay için üniversitelerin hazırladığı bilimsel raporlar Çevre ve Orman Bakalığı’nca sumenaltı edilir.

Çağdaş bir kafa hangi akarsuyun üzerine baraj yapmayı düşünür, söyler misiniz?

Azgelişmiş HES politikalarını hangi kafa savunur?

Köyceğiz Gölünün kurumasına nasıl göz yumulur?

Bunları gördük ve yaşadık!

Direndi çevreciler…

Şimdilik kazandılar!

Peki, hangi partinin milletvekili listesinin ilk sıralarında çevreci var?

Yok!

***

İlkyaz umutlandırırdı beni eskiden…

İlkyaz coşku yaratırdı yüreğimde.

İlk yaz aşktı, sevgiydi, umuttu benim için…

Haydi söyle Bekir Coşkun, ne zaman gelecek allı turnalar, neden yok oldu kırlagıçlar Kozak Yaylasında, Cundada, Gürede, Karaburunda, Datçada?

Demek ki kaderin kadehinde yaşayacağız acıyı…

Kıramayacağız bileklerimizdeki kelepçeyi.

İşte yine yollardayım ve aşağılara iniyorum…

Sakarya Hendek Yaylasında Aksu Deresine kurulan santralı diğerlerinden ayıran özellik nedir?

Bir yıl önce Doç.Dr. Oğuz Gündoğdu Cumhuriyet’e açıklamıştı:

Fay hattının üzerine yapılıyor..

Yapılır!

Adamlar “deprem olana kadar ne kazanırsam bana yeter” diyor, depremi umursamıyor.

***

Aksu Deresi önemli… Santral için ne izin var, ne de denetim…

Devlet baba nerede?

Kulakları sağır, gözleri görmüyor!

Yağma Hasanın böreği!

Çilek üretilmeyecek, fındık ağaçları yok olacak!

Olsun!

Maksat vatan sağ olsun!

Akkuyuya nükleer santral kuruluyor…

Çevreciler ayakta!

Dinleyen var mı?

Yok!

Ruslar 25 yıl önce Çernobil faciasını yaşadı…

Bilir misiniz, bu felaketin getirdiği zararları sakladılar.

Türkiyeye etkisi ne oldu, hiçbir zaman açıkça anlatılmadı.

25 yıl önce çay içen o bakanı gördüm… Zorlukla yürüyordu bir hastanenin koridorunda iki kişinin yardımıyla.

Yüzüne baktım, içim acıdı…

***

İlkyaz sürgün vermiş… Cunda’da Taş Kahvede bir çay içeyim… Dikilide mola verip deniz kıyısında dolaşayım…

Foçada Siren kayalıklarında umutlarımı çoğaltayım…

Bekir Coşkun’a telefon edip kırlangıçların nerede olduğunu bir öğreneyim…

Buğulu aynalara bakayım sabahları.

Islık çalan çocuklarla konuşayım…

Bugün de Oktay Rifat’tan bir şiir okuyup yola devam edeyim:

Burası Dalyan kahvesi

Ortalık süt mavisi

Apostol bu ne biçim meyhane

Tabağımda bir bulut

Kadehimde gökyüzü



Yorum Yazın

*