24 Ocak 2010 tarihli basın açıklaması

Paz Oca 2010· BASIN AÇIKLAMALARI

AĞACIMI KES, SUYUMU KES, BENİ DE KES!

Yukarıdaki haykırışı yazın bir pankarta, Türkiye’nin irili ufaklı bütün nehirlerine koyun, tüm yerel halkların dertlerini dile getirmiş olursunuz. Çünkü, son yıllarda “enerji ihtiyacı” maskesi altında gizlenen para hırsı, maalesef tüm sularımızı kuşatma altına almış, bundan doğrudan olumsuz etkilenen insanlar artık isyan eder duruma gelmiştir.

1950’lerle büyük nehirler, 2003 yılından itibaren de tüm su kaynakları devlet kurumları önderliğinde öyle bir kıskaca alınmıştır ki, bugün hiç tahmin edemeyeceğiniz, “yok artık, buraya da mı!” dedirtecek küçük çaylar bile bir bir “HES”leniyor. Muğla’nın Köyceğiz ilçesi, Beyobası beldesi, Pınar köyü hudutları içinde, Sandras (Çiçek Baba) Dağı’nın eteklerinde doğup 30km boyunca sağına soluna hayat verdikten sonra, “boşa aktığı” (!) noktada Köyceğiz Gölü’nü beslemeye başlayan Yuvarlakçay, hükümetin son yıllarda hızlandırdığı “elektrik açılımı” kapsamında Akfen Holding’e feda ettiği son kurbanlardan.

Topu topu 3,4 MW kurulu güce sahip Yuvarlakçay Regülatörü ve Hidro-Elektrik Santralı (HES) projesi, aslında çok yeni değil; ancak gerekli izinler öyle sessiz sedasız, itirazsız verilmiş ki, Pınarköylüler bu durumdan bazılarına gelen kamulaştırma kararlarıyla ancak haberdar olabildi. 13 Aralık 2009 haftasında proje için ağaçların kesilmeye başlanacağı duyumu, ardından da bir gecede tescilli anıt ağaç statüsündeki asırlık çınar ağaçlarının kesilmesi bölge halkını ve sivil toplum kuruluşlarını ayağa kaldırdı.

25 Aralık’tan beri Pınarköylüler, anıt ağaçların kesildiği, suyun kaynağı ve halkın mesire yeri olan Topgözü’nde kamp kuruyorlar, “ölülerimiz” dedikleri atalarından yadigar anıt ağaçlarına ve “çocuklarımızın geleceği” dedikleri sularına sahip çıkıyorlar. Başta Pınarköylüler olmak üzere, Yuvarlakçay’da HES’e karşı çıkanlar, Yuvarlakçay’ı Koruma Platformu adı altında birleşerek, seslerini ve projenin iptali yönündeki isteklerini ilgili kurumlara ve tüm kamuoyuna duyuruyor, açtığı davalarla haklarını arıyorlar.

Projenin onay sürecinin neresine baksanız, utanç verici kararlarla karşılaşıyor ve kendinize soruyorsunuz:

Adında “tabiat varlıklarını koruma” kelimeleri yer alan bir kurum, kendi tescil ettiği anıt ağaçlar için HES uğruna kesim kararı alır mı?

“8 adet anıt ağacı kes” emrini alan ormanlarımızdan sorumlu müdürlük, 8 yerine 10 anıt ağaç, yetmedi yöre halkının anılarında anıt ağaç olarak yerini almış 10 kadar daha çınar ağacı, yetmedi şimdilik 3 toplamda 45 adet Günlük ağacı keser mi?

Diğer taraftan, yine adında “özel çevre koruma” kelimeleri geçen bir kurum, kendi belirlediği özel çevre koruma alanında HES yapılmasına izin verir mi? İzin verebilmek için, “suların çok soğuk olması nedeniyle doğal balık türlerine rastlanmamaktadır… HES ile ilgili projenin uygulamaya konulmasında sucul ekosistem açısından herhangi bir engelin bulunmadığı…” türünden inciler döktüren bir profesörün raporuna inanır mı?

Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesindeki bir profesör, böyle bir raporu kaleme alır mı?

Ve devletin neredeyse ilgili tüm kurumları tüm bu olup bitenlere çanak tutar, işleri kolaylaştırır mı?

Hepsi olur, oluyor maalesef. Ancak, doğanın ve toplumun düzenini altüst eden bu gibi projelerden olumsuz etkilenecek yerel halk ve onlara destek verenler bir olur ve “Ağacımı kes, suyumu kes, beni de kes!” diye haykırırsa, bu sesin karşısında kimse duramaz.

Yuvarlakçay’da bunu yapıyoruz ve ilgili kurumlarımızı Yuvarlakçay dahil bu ülkenin sularına sahip çıkmaya, verecekleri kararlarda kamu yararını gerçekten ve tam anlamıyla halktan ve doğadan yana gözetmeye davet ediyoruz.

YUVARLAKÇAY’I KORUMA PLATFORMU



Yorum Yazın

*