Mutlu Tönbekici/ İki tohum biriktirince çevreci olunmuyor

Paz Mar 2010· KÖŞE YAZILARI
Sayın Başbakanımız, (kendi domatesimiz, kendi buğdayımız, kendi mısırımız kaybolup bittikten, uluslararası tohum şirketlerinin kucağına oturduktan sonra açılmış olan) tohum gen bankasının açılışı sırasında…
Hadi fırsatı gelmişken nedir bu gen bankası onu da açıklayayım: Türkiye’nin tarım alanında lider ülkelerden biri haline gelmesini sağlamak maksadıyla (tarım ülkesi olmanın ayıp bir şey olmadığı anlaşıldığı nihayet) 250 bin tohum numunesi saklama kapasitesiyle Tarım Bakanlığı bünyesinde açılmış olan bir kurum. Şimdilik 10 bin numune ile başlamışlar. Evet bu tohum gen bankasının açılışı sırasında atasözü sever Başkanımız ünlü Kızılderili şefi Geronimo’nun sözünü etmiş: “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde ve son balık öldüğünde o zaman paranın yenmediğini anlayacaksınız” Ah aman ne kadar güzel değil mi? Doğaya bu kadar saygı sevgi.. falan. Hani gerçekleri bilmesek, neredeyse gözümüz yaşaracak. Yazık ki gerçekler böyle değil. Gelmiş geçmiş en doğa sevmez hükümet bu hükümettir. Doğa Derneği Başkanı Güven Eken’nin bir açıklaması var bu konuya dair. Benim diyeceklerimi pek güzel demişler, olduğu gibi yayınlıyorum.

***

“Görünen o ki Başbakan başka bir Türkiye’de yaşamaktadır. Kendi Çevre ve Orman Bakanı’nın eliyle yürütülen doğa katliamını görmezden gelmektedir veya farkında değildir.

Başbakan, Geronimo’nun tarihi sözlerini herkesten önce Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’na söylemelidir. Paranın yenmeyeceğini Türkiye’de idrak etmesi gereken bir kişi varsa, o da Çevre ve Orman Bakanı, Veysel Eroğlu’dur.

Eroğlu’nun yönetimine teslim Türkiye doğası, tarihin şu ana kadar görmediği bir katliamın içinden geçmektedir. HES (Hidroelektrik Santral) yapılacağı gerekçesi ile 1700 deremiz satılmış, pek çok korunan alanlarımız hukuk dışı düzenlemelere konu olmuş, dağlarımız maden şirketleri tarafından parsellenmiştir. Bu ülkede, son beş yıl içinde, tüm Türkiye Cumhuriyeti döneminden daha çok doğa tahribatı yapılmıştır. Hangi ağaçtan, hangi dereden, hangi balıktan bahsediyoruz?

Türkiye, Allianoi’yi, Karadeniz derelerini, Toroslar’daki içme suyu kaynaklarını yok edecek kadar vahşileşmiştir. Artvin Macahel’deki 110 bin doğal yaşlı ağaç sırf HES’lerin elektrik hatları için kesilecektir. Rize’de Başbakan’ın turizm teşvik bölgesi ilan ettiği İkizdere Vadisi’nin tamamı HES inşaatları yüzünden şantiyeye dönüşmüştür. Ortaçağ’ın en önemli İslam başkentlerinden Hasankeyf sular altında bırakılmak istenmektedir. Başbakan, baraj ve HES projelerinin özenle tohum bankalarına yerleştirilen gen kaynaklarımızın büyük kısmını yok edeceğinin farkında mıdır?

Para kazanma hırsından başka hiçbir şey ile açıklanamayacak olan bu politika karşısında Anadolu’nun halkları harekete geçmiş, derelerinin, ağaçlarının başında nöbet tutmaya başlamıştır. Muğla’nın Köyceğiz ilçesindeki insanlar 70 gündür Çevre ve Orman Bakanlığı’nın eliyle katledilen derenin ve anıt çınarların, Yuvarlakçay’ın başında beklemektedir. Başbakan, doğası elinden alınan yüz binlerce insanın mağduriyetinden haberdar mıdır?

Erdoğan, sivil toplum kuruluşlarını yanlı buluyorsa; bilim insanları, akil insanlar ve yerel halklar dahil sivil toplumdan oluşan bir Türkiye Doğa Hakkı Komisyonu kursun. Dünyanın konuyla ilgili önemli uzmanlarını da çağıralım, bağımsız bir değerlendirme yapalım. O değerlendirme sonucunda göreceğiz ki, Türkiye korkunç bir yanlışın içinden geçiyor ve bu yanlış yüzünden topraklarını kaybediyor. Bu, demokratikleşme kadar önemli bir meseledir. Üzerinde yaşadığınız toprağın hakkını korumuyorsak, insanların haklarını nasıl koruruz?

Doğa Derneği Başkanı Güven Eken.

Haberin sayfasına ulaşmak için tıklayın



Yorum Yazın

*